Mimar Sinan - Yusuf bin abdullah



Avukat Ayhan Tuncer

Vakıf Evladı M. İ. Yönel

Show TV Röportajı

ATV Röportajı

Samanyolu Röportajı

Orjinal Vakıfname

Ş İ K A Y E T
ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 
30.07.2009 tarihinde
Vakıflar Genel Müdürlüğü yöneticilerinden
 

 Yusuf BEYAZIT
(Vakıflar Genel Müdürü)

 

 Aydın SEÇKİN
(Vakıflar Genel M. Vekili)

 

 Oya Ercil
(1. Hukuk Müşaviri)
 

 İbrahim POLAT
(Strateji Gelişt. D. Bşk.)

 

 Ahmet VURGUN
(Strateji G. Daire Bşk V.)
 

 İzzet GÜNGÖREN
(Mazbut Vakıflar Şb. M.)

 

hakkında mevzuata aykırı iş ve işlemleri sebebiyle Vakıf evlatları şikayet dilekçesi vermişlerdir.
 

Sayın Başsavcılık makamınca soruşturma dosyası tüm ekleri ile birlikte 06.08.2009 tarihinde Başbakanlığa gönderilerek “soruşturma izni” talep edilmiştir.

 





H A Y A T I

BÜYÜK MİMARIN HAYATI

1490 - 1492 senesinde Kayserinin Ağırnas köyünde doğduğu 1588 senesinde öldüğü varsayılan, büyük mimar  Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır.

I.Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murat olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Doğum ve ölüm tarihi hakkında kesin  bilgiler yoktur.

Mimar Sinan’ın hayatını dört devreye ayırmak gerekir: 1) Baba ocağında geçen gençlik yılları, 2) Devşirmelik ve acemi oğlanlığı, 3) Yeniçerilik, 4) Başmimarlık (hassa mimarbaşılığı).

Hayatının ilk devresi hakkında geniş bilgiye sahip değiliz. Mevcut bilgiler sınırlı birkaç kaynaktan toplanmış bilgilerdir. Dedesinin isminin Yusuf Doğan, babasının Abdullah olduğu kesin olarak Vakfiyesi ile kanıtlanmaktadır. Geleneklere göre dede ismi ilk erkek evlada ve soyad kanunu olmadığı için baba adı ek olarak verilmekte idi. YUSUF  BİN ABDULLAH olan gerçek ismi de bunu kanıtlamaktadır. (Türkçe: ABDULLAH oğlu YUSUF)

Gerçek dışı zaman zaman ortaya atılan “Mimar Sinan gayrimüslüm ve devşirmeydi” iddialarının altında asıl mesele Müslüman halkın başarısı küçümsemek amacı  yattığını tahmin etmek gerekmektedir. Bazı araştırmacılar Osmanlı tarihini yorumlarken, hemen her başarılı alanda gayrı müslim unsuru öne çıkartma gayreti içindedirlerdir. Osmanlı'nın başarısının gayrı müslim ya da devşirmelere ait olduğu yaygınlaştırılmak istenmektedir.

Çeşitli din ve milletlerden meydana gelen geniş Osmanlı coğrafyasında, I. Mehmet Çelebi zamanında başlayan ve sadece Rumeli’den yapılan devşirme işi zamanla belli kurallara bağlanmış, Fatih devrinde kanunlarla kesin esaslara oturtulmuştur.

Sultan II. Bayezıd devrinde Rumeli’yle birlikte, Anadolu’dan da devşirme yapılmaya başlanarak gerek gayrimüslim halktan, gerekse Müslüman Türk reayadan devşirme yaşına gelen erkek çocuklar alınarak İstanbul’a getirilmeye başlanmıştır.

Büyük üstad eserlerinde Müslüman Türk’ün karakterini yansıtmış, Osmanlı coğrafyasını “çil çil kubbeler”le donatmıştır.

Bu kaynaklardan en önemlisi, Mimar Sinan zamanında yazılmış ya da bizzat onun tarafından yazdırılmış Sai Mustafa Çelebi’nin Tezkiretü’l-Ebniye ve Tezkiretü’l-Bünyan adlı eserleridir.

``Ben Kayseri sancağından devşirilen ilk acemi oğlanlarındanım. Asker ocağına girdikten sonra, önce marangozluğa merak ettim. İyi ustalar elinde yetiştim. Yükselmek ve kendimi göstermek için fırsat gözlüyordum. Bilhassa ülkeler gezip, görgümü artırmak istiyordum. Bu fırsat çıktı. Sultan Selim Han’ın ordusunda, Acem ve Arap diyarlarını baştan başa gezdim. Mimarlığı, hendeseyi (geometriyi) öğrendim. Yeniçeri zâbiti olarak kapıya çıktım.'' 

Yusuf bin Abdullah  henüz yirmi iki yaşındayken, Kayseri'den devşirme olarak İstanbul'a getirilmiştir. Bu tarihten itibaren devamlı ilimle, araştırmayla meşgul görüyoruz. Azimle çalışmanın semeresini devamlı terfi alarak görür.

Hayatında üçüncü devri yeniçerilik yıllarıdır. Yavuz Sultan Selim devrinde, 1514'te İran ve 1517'de Mısır seferine iştirak etmiş, İran'da Büyük Selçuklular devrinde başlayan kubbe mimarisini, Mısır'da Memlükler'den kalma eserlerdeki renkli taş kaplama ve kakmaları yakından görmüştür.

1520 yılında imparatorluğun başında nöbet değişimi olmuş, Yavuz Sultan Selim Han’ın ölümüyle tahta, Kanunî Sultan Süleyman Han çıkmıştır. Böylece sefer-i hümâyûnlar devri başlamıştır.

Kanunî Sultan Süleyman devrinde Belgrad (1521) ve Rodos (1522) seferlerine katılarak atlı sekban, 1526'da Mohaç savaşına girdikten sonra acemioğlanlar yayabaşılığına, daha sonra da kapı yayabaşılığına yükselmiştir. Alman seferine (1532) zemberekçibaşı rütbesiyle katılmıştır. 1532-1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölünün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536da Pulya seferlerine katıldı. 1538de yer aldığı Moldova seferi sırasında Prut ırmağı üzerinde 13 günde bir köprü kurması onun maharetini bir kez daha ispatlayan örnek olmuştur.

Ordunun geçtiği yollarda, köprü, yol, kanal gibi çeşitli yapı işlerinde gösterdiği muvaffakiyet Padişahın dikkatini çekmiştir. Bir yıl sonra mimar Acem Alinin ölümü üzerine onun yerine Saray Başmimarı oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. 

Mimar Sinan'ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle "ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı" diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıldan fazla bir zaman sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

Mimar Sinan'ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul'un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km'yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir.

Bir İtalyan mimarlık tarihçisi kitabında, “Bizdekiler ya mimar ya da mühendis; Sinan ise hem mimar hem de mühendistir.” demiştir.

Üç kıtaya yayılan devletin hemen her köşesinde onun eserlerine rastlanır. Budin ve Kırım'dan Mekke'ye kadar dört bir yan'da onun eserleri görülür... Mimari sahasının en olgun örnekleri olan 84 cami, 52 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yollan, su kemerleri, 12 köprü, 20 kervansaray, 35 saray 8 mahzen, 48 hamam... Bunlar göze çarpacak derecede olanlar. Bunların yanında şimdi Avrupa'da Osmanlı'nın sefer hatırası olarak bulunan köprüler, yollar, kanallar, mescidler...

Bu san'at değeri yüksek ve eşsiz eserler içerisinde üç tanesi en çok dikkatleri çekmiştir. Büyük üstadın san'at hayatının üç devresine izafe ettiği üç eser...

“Şehzâde Camii çıraklığımın, Süleymaniye kalfalığımın, Edirne'deki Selimiye de ustalık devremin eseridir” .

Mimar Sinan'ın eserlerinde her şey yerli yerindedir. Sadelik içerisinde mükemmellik, ahenk, haşmet... Çok geniş kubbeleri, zarif minareleri, geniş ve ferah yapı tarzıyla, herşey yerli yerindedir eserlerinde.Dış görünüş yanında içi de ihmal etmemiş, bilhassa camileri; çinilerle hat sanatının en güzel örnekleri ile donatmıştır.

Eserlerinde, işçilerle birlikte çalışan, taş taşıyan, harç karan Mimar Sinan, mütevâzi, cömert bir insan ve Rabbinin gösterdiği yolda yürüyen bir mü'mindi. O, azimle çalışmış ve bütün dünyanın takdirle alkışladığı eserler meydana getirmiştir.

Mimar Sinan'ın eserleri, ilmi teşvik eden son dine hücum eden iftiracıların önünde bir sed, bir kaledir... Bütün hücumlar Süleymaniye'nin eteklerinde güneş önündeki kar gibi erimiştir. Erimeye mahkum bırakmıştır.

Ömrünün son yıllarında hacca giden Mimar Sinan, bu sayede Harem-i Şerifin kubbelerini tamir etme şerefine kavuşmuştur.

Süleymaniye kompleksinin bir ucunda küçük ve gayet mütevazı bir mezar bulunur. Burası 99 yıl şan ve şöhret ile yaşamış 50 yıl süre ile İmparatorluk baş mimarlığı yapmış, büyük usta Mimar Sinan’ın mezarıdır. Büyüküstad çalışkan ve verimli bir mimardı; uzun yaşamı boyunca 400’den fazla eser tamamlamıştı. Kurucusu olduğu klasik Türk mimarisinin en önemli temsilcisi de oydu. Eğittiği öğrencileri diğer İslam ülkelerinde de eserler üretmişlerdi.

Yüzyıllar öncesinden yükselen sesini ve vasiyetini insaf sahibi kulaklar duysun:

``Tasarlayıp uyguladığım birçok cami, mescit ve diğer anıtsal yapıları bir kitapta topladım. Dünya durdukça eserlerimi gören sağduyu sahiplerinin çabamın ciddiyetini anlayacaklarını umarım. O zaman eserlerime insaf ile bakarak, beni hayırlı dualarla anacaklardır inşallah.''
 
 



Detaylı bilgileri burdan seçiniz

Basında çıkan haberler

Basın danışmanımız

Hukuk danışmanlarımız

Hukuk
Başdanışmanımız

 Avukat
A y h a n
Tuncer


TUNÇ HUKUK BÜROSU
Ankara

Tel: 0 312 - 231 25 40

ayhantuncer04@hotmail.com
 

Dernek kuruluşu

MAĞDUR VAKIF 
EVLATLARI DERNEĞİ 

KURULUŞ ÇALIŞMALARI 
BAŞLATILMIŞTIR


Katılmak isteyenler

0312 - 231 25 40

miy@yusufagavakfi.com



Habertürk Gazetesinin
gösterdiği ilgiye teşekkür ederiz.


Akşam Gazetesinin
gösterdiği ilgiye teşekkür ederiz.



 
MAY-Hosting CMS 3.5 - Hayatı - Mimar-ı Sultanı Sinanuddin atik Yusuf bin Abdullah